ithalat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ithalat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Temmuz 2009 Pazartesi

GDO YASASI İTHALATI KONTROL ALTINA ALMALI

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Genetiği Değiştirilmiş Organizmalara (GDO) karşı endişelerin ortadan kaldırılıncaya kadar bu tür tohumlarla yapılacak bir üretime izin verilmemesi gerektiğini söyledi.

Bayraktar, dün düzenlediği basın toplantısında, edindikleri bilgilere göre taslak ile GDO ve ürünleri konusunda tüm faaliyetlerin tek bir kanun altında düzenlenmek istendiğini ifade eden Bayraktar, kanunun öngördüğü düzenlemelerle ilgili hususların Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından tek elden yürütülmesinin planlandığını belirtti. Bayraktar, söz konusu taslağa göre, modern biyoteknoloji ve ürünleri ile ilgili her türlü faaliyetin de izne tabii olacağının öngörüldüğünü ifade etti. Taslağa göre, Biyogüvenlik Kurulu'nun kurulmasının öngörüldüğünü, bilimsel görüş oluşturmak üzere Bilimsel Danışma Kurulu'nun oluşturulacağını anlatan Bayraktar, "Biyogüvenlik Kurulu'nun üyeleri kamu yetkililerinden oluşacaktır. Bilimsel Danışma Kurulu'nun üyeleri de yine Bakanlık tarafından seçilecektir. Bunun yerine AB'de olan EFSA (Avrupa Gıda Güvenliği Kurumu) gibi bağımsız bir bilim kurulunun oluşturulması daha uygun olacaktır" dedi.

Bayraktar, GDO'lu ürünlerle ilgili son karar mercinin Bakanlar Kurulu olsa da yetkilerin tek bir bürokratik mercide toplanmasının, GDO'larla ilgili verilecek kararlarda müdahale endişesine yol açacağını söyledi.

Türkiye'de yürürlükte olan mevzuatın GDO'ları içermemesi nedeniyle yasal bir boşluğun söz konusu olduğunu belirten Bayraktar, hali hazırda GDO'lu ürünlerin ülkeye girdiğini, bu durumda biyogüvenliğin acilen sağlanması gerektiğini kaydetti. Bayraktar "Biyogüvenlik yasası GDO'ları yasallaştırmanın aracı olarak değil, GDO'lu ürün ithalatını kontrol altına alacak, halkın sağlığını ve toplumun yararını gözetecek şekilde çıkartılmalı; yasal düzenlemeler acilen tamamlanmalıdır" dedi.

Kaynak: 13.07.2009 | Anadolu Ajansı | Haber
http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=125944

22 Haziran 2009 Pazartesi

GDO İÇİN SÜREN KİRLİ LOBİ FAALİYETİ ORTAYA ÇIKTI

GDO tohumları serbest bırakacak yasa için ABD’nin ikna listesinde kimler yok ki….

ABD Tarım Bakanlığı’nın, TBMM milletvekillerini, GDO’ların önünü açacak Biyogüvenlik Yasası’na onay vermesi için ABD’de ağırlamalarıyla ortaya çıkan lobi faaliyetinin tek olmadığı anlaşıldı. 2005 yılında yazılan rapor, bu gezi dahil yapılacak lobi faaliyetlerini ve geçmişte yapılanları tek tek ortaya koyuyor.

TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri komisyonu üyesi milletvekillerinin, Genetiği Değiştirilmiş Organzimaların (GDO) Türkiye’de ekilmesi ve satışının önünü açacak Biyogüvenlik Yasası’na onay vermelerini sağlamak için ABD’de ağırlanmasının münferit bir olay olmadığı ortaya çıktı.

Gazete Habertürk’ün ulaştığı ve dönemin ABD Tarım Ataşesi Robert Hanson tarafından kaleme alınan raporda, Türkiye’de genetiği değiştirilmiş (transgenik) ürünlere karşı bir kamuoyu oluştuğunu, bunun da muhtemelen ABD’den GDO’lu ürün ithal etmek isteyen üreticileri ürküttüğü belirtiliyor. Türkiye’nin GDO’lar karşısında Avrupa gibi “karşı” tavır aldığına dikkat çekilerek, söz konusu yasa tasarısının hükümetin aksini söylemesine rağmen GDO’lu ürünlerin Türkiye’ye ithalinde engel teşkil edebileceği belirtiliyor.

Yasanın bu haliyle çıkmaması için bu konuda karar vericileri, akademisyen ve üreticileri hedef alan bir dizi lobi çalışması yapılmasını öneriyor.

ABD Tarım Bakanlığı’nın (FAS) raporunda, 2005 yılına kadar yapılmış çalışmalar da yer alıyor.

Üniversite, hükümet ve özel sektörden belirli kişilerin seçilerek ABD ve çeşitli ülkelerde seminer ve teknik gezilere götürüldüğü detaylarıyla belirtilmiş.

Raporda ayrıca 1998-2000 yılları arasında yasak olmasına rağmen Türkiye’de sınırlı sayıda da olsa GDO’lu patates, mısır ve pamuk ekildiği belirtiliyor.

Türkiye’de genleriyle oynanmış tarım ürünleriyle ilgili yasal boşluk nedeniyle, “GDO’lu ürün” etiketi taşıyan ürünlerin, ülkeye sokulmadığı, etiketsiz ürünlerinse girebildiği belirtilerek üreticilere yol gösteriliyor. Gönderilmesi gizlice tavsiye edilmiş.

FAS Türkiye’nin yaptığı çalışmalardan bazıları:

-2000 yılından bu yana Cochran Programıyla biyoteknoloji adaylarının ABD’ye gönderilmesi.

-Biyoteknoloji konusundaki bilgilerin tercüme edilip hükümet ve paydaşlara iletilmesi.

-Seçilmiş, gıda güvenliği konusunda çalışan 2 hükümet yetkilisini 2002′de Tunus’taki biyoteknoloji seminerine gönderilmesi.

-Yüksek düzey iki Tarım Bakanlığı uzmanının 2003 yazındaki Amerikan Hububat Konseyi toplantısına katılması için aday gösterilmesi.

-2003 sonbaharında Ankara’da hükümet yetkililerine (250 kişinin üzerinde katılım olmuş) büyük bir konferans düzenlenmesi.

-2003 yılı sonbaharında bir üniversitenin biyoteknoloji uzmanının Amerika’daki biyoteknoloji konferansına gönderilmesi.

-2004, 2005 ve 2006 yıllarında, bakanlığın 5 gıda güvenlik elemanının, devlet fonlarıyla Biyoteknoloji Uluslararası Ziyaret Programı’na katılmasının sağlanması.

-2004 yılı yazında bakanlık yetkililerinin ve gazetecilerin USGC Biyoteknoloji programlarına katılmasının sağlanması.

-2005 yılı Nisan ayında bir grup milletvekili ve Tarım Bkanlığı’nın kilit elemanlarının ABD’ye davet edilmesi ve ABD’nin tarımsal biyoteknolojiyi nasıl kullandığının gösterilmesi.

-2005 yılı Eylül ayında ABD Tarım Bakanlığı’nın yardımıyla bir biyoteknoloji uzmanının Türkiye’deki üç üniversitede, Bakanlık yetkilileri ve paydaşlara konferans vermesinin sağlanması.

Planlanan çalışmalardan bazıları:

Karar yetkisine sahip yüksek düzeydeki Tarım Bakanlığı yetkililerinin, seyahat ve eğitim programlarına dahil olmasının garanti edilmesi.

Basında ve siyasi alanlardaki eleştirileri yanıtlamak için Türkiye’deki yerli endüstri ve ithalatçılar ile eşgüdüm içerisinde olunması.

Biyoteknolojinin yararlarını göstermek için Türkiye’deki yerel üniversitelerle eşgüdüm içinde olunması.Ankara ve İstanbul’da bakanlıkların dönem dönem değişebilen elemanlarına gıda güvenliği seminerleri verilmesi için konuşmacılar ayarlamak.

Bu seminerlere FDA’nın (Yiyecek ve İlaç Departmanı) katılımının ve ABD’deki biyotek ürünlerin yararlarını anlatan Amerikalı üreticilerin bu toplantılarda olmasının sağlanması.

Cooperator, Cochran ve Uluslararası Ziyaretçiler Programı aktivitelerinin devam ettirilmesi. Bu aktiviteler arttırılmalı ve ziyaretler için İngilizce bilmeyen daha yüksek düzeydeki resmi görevlilerin hedeflenmesi.

Türkiye’nin, biyoteknolojik mısır ve pamuk üretiminden diğer ürünlere nazaran daha karlı çıkacağının üreticinin karının artacağının, resmi görevliler ve yerel üretici birliklerine devamlı olarak anlatılması.

Kaynak: www.turktime.com- 18.06.2009

GDO'LU ÜRÜNLERDE BÜYÜK RESMİ GÖREBİLMEK (SADIK ÇELİK)

Geçtiğimiz yıllarda yaşadığımız gıda krizi hâlâ hafızalarımızdayken, bazı teorisyenler bu gıda krizinin hiç de sanıldığı kadar masum olmadığını; dünyada yeteri derecede tarımsal üretim yapılmasına rağmen hâlâ milyonlarca aç insan olmasının ve yaşanan gıda krizlerinin gizli sorumlularının, tekelleşmiş olan konvansiyonel tohum, GDO'lu tohum üreticisi firmalar olduğunu iddia ediyorlar.

Çeşitli tarihlerde GDO lar konusunda düşüncelerimizi açıkladık, tekrar konuyu bu sütuna taşımamızın nedeni ise Haziran başında biyogüvenlik yasa tasarısının Bakanlar Kurulu’nda imzaya açılmış olması ve bir grup muhalefet milletvekilinin de 7 Haziran’da GDO lar ile ilgili meclis araştırması istemiş olmasıdır. GDO ların insan hayatı, biyoçeşitlilik, çevre üzerindeki olumsuz etkilerinin ötesinde, arka planda kalan ürkütücü, karamsar başka gerçeklerin de varlığının kanıtını ABD eski Dışişleri Bakanlarından Henry Kissinger’ın 1970’lerde söylediği sözlerinde görebiliriz : “Petrolün kontrolüyle bütün bölge ve kıtaları, gıdanın kontrolüyle de bütün insanları kontrol edebilirsiniz”.

AB ülkelerine bakıldığında, hepsinin biyogüvenlik mevzuatları hazırlanırken bilimin yol göstericiliğinden sapmadan insan hayatına özen gösterdiklerini görüyoruz, sadece uygulamada nüanslar var. Bu ülkelerin hepsinde GDO lu ürünlerin ekimine ve ithaline, kontrollü ve kısıtlı izin veriliyor. Hatırlayanlar olacaktır, daha önce Almanya’da Monsanto adlı dev Amerikan biyogüvenlik firmasının ürettiği genetiği değiştirilmiş mısır tohumlarının yasaklanmasına dikkat çekmiş üstelik zaten bu mısır türünün sadece ve sadece hayvanlara yem olarak kullanılabildiğini söylemiştik. Şu anda Almanya’da buna bile izin yok. Komşumuz Yunanistan’a baktığımızda ise onların GDO yasasını iki sene sonrasına ertelediğini görüyoruz. Burada önemli olan ve belki de yukarıda bahsettiğimiz tabloyu yaratan noktalardan biri de, AB de konu ile ilgili yasaların yine konunun uzmanları ve ilgili akademisyenler tarafından hazırlanmış olmasıdır. Daha önce, Avrupa’nın “deli dana” ve diğer vakalarda dilinin yanmış olmasından dolayı kamu kurumlarına, bürokratlara karşı oluşan güven eksikliğinden, bu sefer bağımsız bilim adamlarından oluşan bir Gıda Güvenliği Otoritesi’ni (EFSA) devreye soktular. Bizim akademisyen ve uzmanlarımız ise yasa taslağının oluşturulması sırasında kendi görüşlerinin alınmadığından ve yasanın daha çok bürokratlar tarafından hazırlandığından şikâyetçi.

Bütün bu ülkelerde GDOlu tohumların kullanılmasına yanaşılmaması sürpriz değil çünkü Kissenger’ın dediği gibi gıdanın kontrolü gerçekten de Dünya nüfusunun kontrolü açısından çok önemli. Hatta ortada öyle teoriler dönüyor ki dikkate almamak mümkün değil. Geçtiğimiz yıllarda yaşadığımız gıda krizi hala hafızalarımızdayken, bazı teorisyenler bu gıda krizinin hiç de sanıldığı kadar masum olmadığını; Dünya’da yeteri derecede tarımsal üretim yapılmasına rağmen hala milyonlarca aç insan olmasının ve yaşanan gıda krizlerinin gizli sorumlularının, tekelleşmiş olan konvansiyonel tohum, GDO’lu tohum üreticisi firmalar olduğunu iddia ediyorlar. İnsanlar aç kalacak ki, bu firmalar da “ işte açlığa çözüm” diye GDOlu tohumlarını rahat rahat pazarlayabilsinler. Bu şirketler kutsal ve insani amaçlarla hareket ederek Dünya’daki açlık sorununa çare olmak için çalışıyorlarsa, o zaman adama sorarlar “ madem kar amacı gütmüyorsun, açlığa çare olmak istiyorsun da, tohumlarını neden patentleyerek tröstleşiyorsun ?”

GDO lu tohumla üretim özellikle bazı çiftçilerimize çok cazip gözükebilir, az emekle bol ve firesiz ürün almayı kim istemez? Üstelik de, bu tohumlarla üretilmiş ürünlerin ülkemize ithali yıllardan beri serbestken ve bu konuda da herhangi bir denetim uygulanmazken, bizim çiftçimizin kısıtlı olanakları, imkansızlıkları, yetersizlikleri ile özendirici GDOlu tohumların karşısında durabilmesini, direnebilmesini istemek fazla iyimserlik olmayacak mıdır? Azgın rekabet koşulları bunu dayatmaktadır, buna mecbur etmektedir. Çiftçilerimiz, üreticilerimiz madem ithali serbest, üretimi de neden serbest olmasın diyor, haklı olarak. Üzücü olan , ufkumuzu karartan Türk tarımının, Türk çiftçisinin kırk katıra mı kırk satıra mı mecbur edilmesidir. Hindistan gibi ülkelerde bu tohumlara mahkum edilmiş çiftçilerin, tohumlardaki seçeneksizlikler ve aşırı fiyat artışları karşısında nasıl intihar ettiklerini, nasıl çığlık attıklarını hala duymaktayız .

GDOlu tohumların patentlentmiş olmasından dolayı, bu tohumlarla üretim, doğrudan gıda güvenliğimizi ve gıda konusunda dışa bağımlılığımızı belirleyecek bir husustur. GDO lu üretim serbest bırakıldığında, mevcut koşullar içerisinde bugüne kadar mağdur edilmiş Türk çiftçisinin bu tohumlarla üretimi tercih etmekten başka seçeneği olamayacaktır. Bu da birçok çiftçinin, bu tohumları üreten tekelleşmiş uluslararası firmaların pençesine düşmesi demektir ki, bunların eline düşen çiftçi sayısının katlanarak artması, Türkiye’nin de daha da dışa bağımlı hale gelmesidir.

Dolayısı ile GDO her ne kadar açlığa, kıtlığa çare olacak, çiftçiyi kalkındıracak, biyoyakıt üretiminde kullanılarak çevreye de katkı sağlayacak yeni ve modern bir tarım tekniği olarak lanse edilse de madalyonun öteki tarafında, bu ürünler için gerekli olan tohumların Dünya’da sadece 3-5 uluslararası firmadan sağlanabiliyor olmasının yol açtığı GDO üretimindeki bağışıklık ve bağımlılık nedeni ile bir kere GDOlu üretime başlarsanız, elinizi verirseniz kolunuzu kurtaramayacaksınız; hem devlet hem de çiftçi olarak bu şirketlere mahkum olacaksınız, diğer tarafta da doğanızı, çevrenizi , gen zenginliklerinizi ve geleceğinizi riske edeceksiniz.

GDO lu üretim, gıdada ulusal egemenliğimiz açısından önemlidir. “Gıda”nın insanların ve ulusların kontrolü açısından ne kadar önemli olduğunu Kissenger ta 1970lerde öngörmüştür, bu öngörüsünü yok sayamayız, buna mahkûm olamayız. Uluslar arası gıda ve tohum tekelleri 1950’lerden bugüne kadarki süreçte, ülkemizi tarımda ve gıdada maalesef dönüşü çok zor olan bir yola sokmuşlardır. Tam da böylesi yeni bir dönemeçte, Anayasa Mahkemesi’nin 5179 sayılı Gıda Kanunu’nun bazı maddelerini iptal etmiş olması çok önemlidir, özellikle GDO yu yasallaştıracak olan Ulusal Biyogüvenlik Yasa tasarısının önünü kapatacak olmasından dolayı. Yüksek mahkemeyi aldığı tarihi karar için kutluyoruz. Bu konuyu başka bir yazı konusu yapacağız.

SADIK ÇELİK
Kaynak: Cumhuriyet 22.06.2009