bebek mamaları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bebek mamaları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Temmuz 2009 Cumartesi

ÇOCUKLARIMIZA SAĞLIKLI BİR GELECEK İÇİN GDO'LU ÜRÜNLERE HAYIR (GDOHP 16.7.2009 BASIN AÇIKLAMASI)

Ülkemizde genetiği değiştirilmiş bitkilerin ekimine izin verileceğini hükümet sözcüsü sayın Cemil Çiçek’in 1 Haziran 2009 tarihli basın açıklamasından öğrendik. Sayın bakan bu açıklamada genetiği değiştirilmiş organizmaların ithal yoldan zaten ülkemize girdiğini o yüzden ülkemizde de üretilmesinin bir sorun oluşturmayacağı dile getirdi. Biz insanımızın sağlığı için son derece sakıncalı olan bu ürünlerin ithalini önlemek için tedbirler alıyoruz denmesi gerekirken, zaten ülkemize bu zehirler giriyor o halde ülkemizde üretilmesinde de zarar yok gibi bir yönetim zaafı örneği gösteriliyor: yasaklayamazsan yasalaştır. Bu hükümet olup iktidar olamamaktır. “Ulusal” biyogüvenlik yasa tasarısı taslağı’ndaki ulusal sözcüğü ABD kökenli çokuluslu tohum şirketleri yararına çıkartılacak olan bu yasa ile nasıl bağdaşıyor. Genetiği değiştirilmiş bitkilerin ülkemizde ekilmesi hangi ulusal çıkarımızı karşılamaktadır? Hiçbirini. Olsa olsa insanlarımız hasta olduğunda yine çokuluslu ilaç şirketlerinin çıkarlarını karşılar.

Bu ürünlerin sağlık sakıncası olduğunu sayın Bakan’da biliyor ve dile getiriyor: genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO) bebek mamalarında olmayacak diye açıklıyor. Çok iyi de sayın bakanım, anne karnındaki çocuğu nasıl koruyacaksınız? Anne bu GDO’lu ürünleri yediğinde karnındaki çocuğa geçmeyecek mi? Ya da emzirdiğinde sütüyle çocuğa bulaşmayacak mı?

Bilindiği gibi genetiği değiştirilmiş bitkiler yendiğinde hem yapay olarak bitkiye yerleştirilmiş olan geni yiyoruz hem de bu genin ürettiği kimyasal maddeyi. Peki bu kimyasal madde ne? Örneğin böcek ilacı veya yabani otları yok etmek için kullanılan tarımsal ilaçlara karşı direnç oluşturan bir kimyasal. Daha önce hiçbir şekilde insanın tanımadığı bu madde insanda nasıl olumsuzluklar yaratıyor. Bunu bügün tüm ayrıntısı ile henüz bilmiyoruz. Ama bağışıklık sistemini bozduğu, ağır alerjilere yok açtığı onlarca bilimsel araştırma ile kanıtlanmıştır. Ayrıca genetiği değiştirilmiş bitkilerin üretiminde bir de antibiyotik direnç geni de yer almakta. Dünya Sağlık Örgütü’nün öncelikli ilaç listesinde yer alan bazı antibiyotiklere karşı direnç geliştiren bu genleri ve bunların ürettikleri kimyasalları da yemiş oluyoruz. Mikrobik bir hastalığımız olduğunda nasıl tedavi olacağız sayın bakanım?

Hayvan deneylerinde iç organlarda küçülme, karaciğer ve böbrek yetersizliği, er bezinde küçülme, sperm sayısında azalma ve dolayısıyla kısırlık, yeni doğum ölümlerinde belirgin artış saptanmıştır. İnsanlarda da bu bulgular çıktıktan sonra mı akıllanacağız?

DDT ilk piyasaya çıktığında da insana zararlı olmadığı iddia edildi. Hatta kaşifine Nobel Ödülü verildi. Binlerce insan öldükten sonra yasaklandı.

İlk kez 1908 tarihinde üretilen margarinlerin içinde yer alan trans yağ asitlerinin kalp damar hastalığı yaptığı bilimsel olarak kanıtlandı. Ne zaman? 2008’de yani 100 yıl sonra ve belki de yüzbinlerce insan bu yüzden öldükten sonra.

Elimizde GDO’ların sağlık sakıncalarını kanıtlayan bunca bilimsel yayın varken bunları göz ardı edip, ulusal biyogüvenlik yasasını tohum şirketlerini mutlu edecek şekilde çıkartmak, toplum sağlığı ile oynamaktır. Buna hiç kimsenin gücü yetmez.

GDOHP 16.7.2009

14 Temmuz 2009 Salı

GDO'LARA İZİN VERMEK ATOMU SAVUNMAKTIR

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar, tarımsal ilaç kullanımını azaltmıyor, verimi de artırmıyor. Tarımsal ilaç kullanımını azalttığı söylenen sistemin, Hindistan’daki araştırmaya göre, tam tersi etki gösterdiği gözlemlendi.

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar, tarımsal ilaç kullanımını azaltmıyor, verimi de artırmıyor. GDO’lu tohumu bir kere kullanan, tohum şirketlerine köle oluyor.

Genetiği Değiştirilmiş Organizmaları (GDO), en çok tartışılan konuların başında geliyor. Kendi türünden ya da kendi türü dışındaki bir canlıdan gen aktarılarak bazı özellikleri değiştirilen bitki, hayvan ya da mikroorganizmalar diye tarif edilen GDO’ları, aylık bilim dergisi Popüler Bilim Temmuz sayısında gündeme aldı. “GDO’lara izin vermek atom bombasını savunmakla aynı şey” yorumunu yapan dergi, dünyadaki dev tohum şirketlerinde bir avuç hissedara çok kâr kazandıracak sisteme, ne yazık ki Türkiye’de de büyük çiftlik sahiplerinin heves ettiğini yazıyor. Habere göre, tarımsal ilaç kullanımını azalttığı söylenen sistemin, Hindistan’daki araştırmaya göre, tam tersi etki gösterdiği gözlemlendi.

Tam tersi etki

Hindistan’da pamuk üreticileri arasında yapılan araştırmalar, GDO’ların tarımsal ilaç kullanımını azaltmadığı gibi, verimi de düşürdüğünü ortaya koydu. Dergi, GDO zararlarını şöyle özetliyor: “Yetkililer, GDO’lu bitkiler bebeklere, küçük çocuklara zararlı olduğunu söylüyor. Ayrıca organik tarım alanlarına ve biyolojik çeşitliliğe de zararlı olduğu ifade ediliyor. Bebek ve çocuklara zararlı olan büyüklere nasıl oluyor da zarar vermiyor? Yoksa yetişkinler gözden mi çıkarıldı? GDO’lu mısır ürünleri yiyen bir anne bebeğine süt verirse bu bebeğe zarar vermeyecek mi? Ülkemiz ayrıca dünyada tarımın ilk başladığı ’verimli hilal’denilen bölgede yer alıyor. Biyolojik çeşitlilik merkezlerince çok zengin olan ülkemizde, organik tarımı yaygınlaştırma istekleri mayınlı arazilerde de görüldüğü gibi yönetimce de paylaşılmaktadır. Bir yandan organik tarım, bir yandan onu ve geleneksel hatta endüstriyel tarımı tehdit eden GDO’lu ekimler? Bu ikisi bir arada uygulanabilir mi?

Çevreci sistem de var

GDO’nun aksine verimi artıran ve tarım ilacı kullanımını azaltan sistemlere de değinen Popüler Bilim, şu ifadeleri kullanıyor: " 'Entegre Zararlı Yönetimi’. Böcekleri böceklere yedirme şeklindeki sistemde çiftçinin tohum ya da tarım ilacı alması gerekmediği gibi ürün verimi de artıyor. Buna rağmen ne yazık ki ülkemizde büyük toprak sahipleri GDO hevesini taşıyor. GDO’ları bilim diye tarif etmek atom bombasını savunmaktan farksızdır. GDO’lardan yarar sağlayacak olanlar, büyük tohum ve ilaç şirketleridir. Çiftçiler bu tohumları bir daha kullanamayacaklarından ve bir süre sonra yayıldığı bölgede başka bir çeşidi yetiştirmeleri zorlaştığından şirketin köleleri haline geleceklerdir.

Biyogüvenlik yasası yasaklama değil serbesti getiriyor

Türkiye Ziraatçılar Derneği Genel Başkanı İbrahim Yetkin, Biyogüvenlik Yasası’nın Genetiği Değiştirilmiş Organizmalara (GDO) yasaklama adı altında serbesti getirdiğini ileri sürdü. Yetkin, 1998’den bu yana GDO’ların hiç bir denetime tabi olmadan ithal edildiğini ifad etti. Türkiye gümrüklerinde GDO ayrımını yapabilecek laboratuvar olmadığını belirten Yetkin, “Bursa ve Ankara’daki mevcut laboratuvarlar ile etkin bir denetim yapabilmek olanaksızdır” dedi.

Risk taşıyan gıdalar

Türkiye’de işlenen GDO’lu hammadde ve yurtdışından ithal edilen işlenmiş ürünlerden önemli bir kısmının GDO’lu mısır ve soyadan üretilen yağ, un, nişasta, glikoz şurubu, sakaroz ve fruktoz içeren gıdalar olduğuna dikkat çeken Yetkin, “Bisküvi, kraker kaplamalı çerezler, pudingler, bitkisel yağlar, bebek mamaları, şekerlemeler, çikolata ve gofretler, hazır çorbalar, mısır ve soyayı yem olarak tüketen tavuk ve benzeri hayvansal gıdalar risk taşıyan gıdaların başında geliyor. Bunların girişi derhal yasaklanmalı” şeklinde konuştu.

Kaynak: SAĞLIK&YAŞAM 14.7.2009
http://www.ebmhaber.com/detay/1676/gdolara-izin-vermek-atomu-savunmaktir.htm