6 Temmuz 2009 Pazartesi

LÜTFEN DİKKAT (YASEMİN PULAT)

İlk kez 1994’te domates tohumu genleriyle oynanmasıyla başlayan korkutucu bir süreçten bahsetmek istiyorum bugün sizlere. Ülkemiz nüfusunun neredeyse yarısının geçim kaynağı olan Tarım sektörü çok büyük bir tehdit altında. 1998’den beri zaten sofralarımıza -bize sorulmadan- girmiş olan GDO’lu tarım ürünlerinin artık ülkemizde de ekimine izin veren yasa mecliste sırasını bekliyor.

Bir canlıdan başka bir canlıya gen aktarılması sonucunda ortaya çıkan yeni türe, genetiği değiştirilmiş organizma deniyor. Yani bir diğer tanımlamayla “doğal olmayan”...

Yapısında kimyasal ilaçtan, hayvan genlerine kadar pek çok yabancı madde olan GDO ürünleri doğanın ekolojik dengesini bozmakla kalmıyor. Antibiyotiklere karşı dayanıklılık geliştirebilen, toksit ve alerjik etkilere yol açan, insan veya hayvan bünyesindeki organizmalarla birleşerek bilinmeyen sonuçlar doğuran bu ürünler, insan sağlığını da tehdit ediyor. Fareler üzerinde yapılan deneylerde daha önce üst üste yavrulayan farelerin artık yavrulamadığı ve iç organlarının küçüldüğü ve öldükleri biliniyor.

Modern tarım yöntemlerinin yol açtığı etkiler yüzünden zaten yeteri kadar azalmış olan bitkisel çeşitlilik de GDO’nun tehdidi altında. Üstelik zararları çevresinde -mesela doğal tohumlarla ekilmiş olan yandaki tarlada- bulunan doğal ürünlere de geçebiliyor.

Çok ilginç başka bir konu da, GDO’lu ürünlerin öngörülen hiç bir yararının kanıtlanamamış olması.

GDO’yu savunanların dayandığı en önemli konulardan biri dünyada giderek artan besin ihtiyacını karşılamak ve açlıkla mücadele etmek gibi görünüyor ya da gösteriliyor. Günümüzde 840 milyon insan açlık sınırında ve bundan çok daha fazlası da yetersiz besleniyor. Halbuki Avrupa kıtasının yıllık kozmetik harcaması, dünyadaki bütün aç insanların gıda ihtiyacının tam iki katı. Asıl sorun açlık ve yetersiz gıda üretimi değil. Haksız ve dengesiz bir paylaşım ile ülkeler arası politik çekişmelerin oluşturduğu hırs... Bu durumda GDO’nun açlık sorununu çözecek olması, ütopik bir düşünceden ya da bir aldatmacadan başka bir şey değil.

Üstelik GDO dan alınan verimin geleneksel tarımdan daha iyi olduğu da kanıtlanabilmiş değil ama GDO nun doğal çeşitliliğe ve insan sağlığına verdiği zarar ise çok açık.

Dünyada GDO piyasası 8-10 şirketin kontrolünde. Bu da artık en kritik, en stratejik meselemizi, karnımızı doyurma işini de çok uluslu şirketlerin insafına bıraktığımız anlamına geliyor. Üstelik GDO eken çiftçi hasat sonrası tarladan çıkan tohumları yeniden ekmek için GDO şirketine yeniden para ödemek zorunda. Yani kendi tohumundan gelecek yıl için ayırmak geleneği ve hakkı da böylece çiftçinin elinden alınıyor.

Dünyada milyonlarca yıldır süregelen muhteşem düzen, üzerindeki her canlının ihtiyaçlarını karşılayabiliyorken, GDO insanın doymayan nefsinin sınır tanımayan aklıyla işbirliği yapmasından başka birşey değil.

Genetik müdahalelerin tüm canlıları küresel bir felakete sürüklemesinden önce yetkili kurumların gerekli önlemleri alması gerekirken, ülkemizde GDO tohumlarının ekilebilmesi için yasa tasarısı hazır.

Bile bile GDO’ya ülkemizin kapılarını açmak, bu ürünlerin ülkemizde üretilir hale getirilmesine öncü olmak, kendi halkını zararları öngörülemeyen bir tehlikeyle karşı karşıya bırakmak vicdanı bir sorumsuzluktur ve bu ülkenin insanlarına yapılan/yapılması planlanan/yapılacak olan bir haksızlıktır.

Hiç kimsenin dünyaya ve dünya üzerinde yaşayan canlılara bu tür geri dönüşü olmayan müdahelelerde bulunmaya ve bu şekilde, göz göre göre zarar vermeye hakkı yok. Bunun tek sebebinin ise, birilerinin bu işten “çok ciddi” para kazanmasından başka hiç bir şey olmaması da cabası.

“GDO’ya hayır” demek bu ülkede yaşayan herkesin görevidir..!

Kaynak:İnternet Haber

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder